Maksim Gorki - Fırtınanın Habercisi

Maksim Gorki - Fırtınanın Habercisi

Fırtınanın Habercisi, Ekim Devrimi öncesi Rusya’sının üzerinde toplanan kara bulutlar ile köpüren deniz arasında kanat çırpıp durur. Gorki fırtına öncesi bir gözlemleme yolculuğuna çıkartır bizi ülkesinde; hapishanelerden kentin izbe bodrumlarına uzanan bu yolculuk, masal üzerinden bizi geçmişe, ülkenin Rus olmayan öteki halklarının geleneklerine götürür. Gözlemlemenin, bakmanın, ayrıntıyı hayatın içinde, gerçekliğin imbiğinde demlemenin büyük ustası, sessizliğini bozmadan "dolaştırır" bizi; yoksunluğu, savrulmuşluğu ve dibe vurmuşluğu ise asıl yaşayanlara yorumlatır. Bizler de hapishanelerde, zindanımsı bodrum katlarında, yoksunlukların alt sınırında yaşayan ve açık seçik bir politik bilinçleri bulunmayan bu insanları ayakta tutan gücün ne olduğunu anlamaya çalışırız. Kimileri için en olumsuz durumda bile biraz ironi, öfke, yaşama dürtüsü, inanç ve kolay anlaşılmaz bir şeylerdir belki hayata destek veren itkiler. Kimileri içinse ufukta beliren fırtına bulutlarının müjdelediği yarınlar.

Fırtınanın Habercisi: Umuda yolculuk.

Franz Kafka - Bir Savaşın Tasviri

Franz Kafka - Bir Savaşın TasviriKafka’nın uzun hikâyelerinden Bir Savaşın Tasviri, iki ahbabın arasında geçen konuşmalarla başlar ve şehir manzaraları eşliğinde devam eder. Öykünün kahramanı; “ahbabım” dediği adamla ne arkadaş ne düşmandır, sürekli bu ikircikli hâl arasında gidip gelir. Kafka’nın bütün üslubuna sirayet eden o güçlü yalnızlık ve yabancılık duygusunun hissedildiği novellasında, hayal ile gerçekliğin sınırları sıradan sınırlarmış gibi çoğu zaman silikleşir.

“Ve giysiler içinde insanlar
Gezerler sallanarak çakıl yolda
Üzerlerinde gökyüzü kocaman
Uzaktaki tepelerden
Uzak tepelere”

Kemalettin Tuğcu

Kemalettin Tuğcu (d. 27 Aralık 1902 - ö. 18 Ekim 1996), Türk yazar.

200'den fazla Türkçe romana imza attı. İstanbul'da doğdu. Ayaklarındaki bir engel nedeniyle, uzun süreli eğitim göremedi. Kendi kendini yetiştirmiş olan Tuğcu, 13 yaşında şiir ve öykü yazmaya başladı. Özellikle, acıklı konuları ve melodramatik olay örgüleri olan romanlarıyla tanındı.

1928 yılında Türkiye Yayınevi'nde çalışmaya başlayan Tuğcu'nun ilk romanı, 1936 yılında yayımlandı. Türkiye'nin hızlı bir değişim geçirdiği, özellikle köyden kente göçle birlikte kentlerin büyüdüğü, şehir merkezlerinde ahşap evler yıkılıp apartmanlar inşa edilirken kentlerin çevresinde kenar mahallelerin oluştuğu 1960'lı yıllarda Kemalettin Tuğcu'nun kısa romanları çok sayıda okura ulaştı. Okurları çoğunlukla çocuklardan ve gençlerden oluşan Kemalettin Tuğcu'nun 300'den fazla romanı yayımlandı.

Çağlar Kırçak - Meşrutiyetten Günümüze Gericilik

Çağlar Kırçak - Meşrutiyetten Günümüze Gericilik - İmge Yayınevi

Çağlar Kırçak - Meşrutiyetten Günümüze Gericilik - İmge Yayınevi

Dr. Çağlar Kırçak'ın kitabıdır.
Uğur Mumcu, Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde bu kitap için şunları söyler:
"Bugünlerde Dr. Çağlar Kırçak'ın meşrutiyetten günümüze gericilik adlı kitabını okuyorum. Dr. Kırçak, bu incelemesinde "islamcı terör olmaz" yargısına tarih içinde yanıtlar veriyor. Kitapta, cumhuriyet öncesi ve sonrası şeriatçı akımlar, siyasal çerçevelere oturtularak inceleniyor. bugün şeriatçı akımlar eskisinden daha güçlü. Cumhuriyet kurulduğundan bu yana şeriatçılar devlet içinde hiç bu kadar güçlenmemişlerdi. Dr. Kırçak'ın kitabı, yalnızca önceki günün ve dünün incelenmesi değil, bugünün de aynasıdır."

Brittainy Cherry - Güney Fırtınaları

Brittainy Cherry - Güney Fırtınaları
Brittainy Cherry - Güney Fırtınaları

Sevgisiz evliliğimden kurtulmak için şehir hayatını geride bıraktıktan sonra, yeni bir başlangıç yapmak için Havenbarrow isimli küçük bir kasabaya taşınmıştım. Burada kasabanın aykırı adamına çekileceğimi hiç tahmin etmezdim. Sorunlu ve soğuk biri olduğu söyleniyordu. Ayrıca karanlık bir geçmişi vardı. Ama insanlar Jax'in gözlerindeki parıltıları ve gizlice yaptığı iyilikleri fark etmiyordu.


Milliyet Çocuk - Çizgi Klasikler - Sayı 044 - Guliver'in Yolculukları

Milliyet Çocuk - Çizgi Klasikler - Sayı 044 - Guliver'in Yolculukları
Milliyet Çocuk - Çizgi Klasikler - Sayı 044 - Guliver'in Yolculukları
Jonathan Swift - Gulliver'in Yolculukları​

Gulliver'in Gezileri, İrlandalı yazar Jonathan Swift tarafından 1726'da yazılan hiciv ve fantastik bir romandır. Eser, doktor Lemuel Gulliver'in farklı ülkelere yaptığı seyahatlerde İngiltere'nin toplumsal ve siyasi yapısını eleştirir.

Dört bölümden oluşan kitap, cüceler, devler, uçan adalar ve atların yönettiği bir toplum gibi hayali dünyaları anlatır. Gulliver, bu yolculuklarda insan doğasını ve Avrupa'nın değerlerini sorgular.


Bu Çeşmeden Su İçmek Müslümanlara Haramdır!

Vaktiyle Bursa’da bir Müslüman, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: “Her kula helâl, Müslüman’a haram!” Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye… Gitmişler Kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dini İslam, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla! Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?” diye çıkışmışlar adama. Adam: “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…” dedikçe Kadı kızmış: “Ne delili, ne ispatı? Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir!” demiş. Demiş ama bir yandan da merak edermiş: “Nedir gerekçen?” diye sormuş. Adam: “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş. Padişah da sinirlenmiş ama diğer yandan o da merak etmiş:

“De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl, Müslüman’a haram yazarsın?” Adam, başı önünde konuşur:

“Delilim vardır, lâkin ispat ister.”

“Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?”

“O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanım…”

“Eeee!”

“Sultanım, herhangi bir havradan rastgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…” Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Museviler, “Ne oluyor, bu ne zulüm? Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş. Bir hafta dolunca, adam: “Sultanım, artık bırakmak zamanıdır” demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler…

“Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine… Sultan: “Bitti mi?” demiş adama.

“Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.

“Şimdi nedir isteğin?”

“Efendim, payitahtımız Bursa’nın en sevilen, âlimini alınız minberinden…” Adamın dediğini yapmışlar, Ulucami imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler. Bir Allah’ın kulu çıkıp da, “Ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz? Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış… Geçmiş bir hafta, “Nerde imam?” diye gelen-giden yok! Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta tutuklanan koca âlim için:

“Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”

“Kim bilir ne suç etti de tevkif edildi!”

“Vah vah! Acırım arkasında kıldığım namazlara…”

“Sorma, sorma…”

Padişah, Kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş: “Eee, ne olacak şimdi? Adam: “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.” Padişah, “Haklısın” demiş, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş: “Ey büyük Sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?” Sultan acı acı tebessüm etmiş:

“Hava bile haram, hava bile!” demiş.